Boşanma Davalarında Tanık Beyanının Önemi ve Delil Değeri
Boşanma davalarında tanık beyanı, evlilik birliğinde yaşanan ve dışarıdan görülmesi çoğu zaman mümkün olmayan olayların mahkemeye aktarılmasını sağlayan en yaygın delildir. Evlilik içi şiddet, hakaret, sadakatsizlik, ilgisizlik, ekonomik baskı ve birlik görevlerinin ihmal edilmesi gibi olaylar kural olarak kapalı kapılar ardında gerçekleştiğinden, bu olayların yazılı bir belgeyle ispatı genellikle mümkün olmaz. Bu boşluğu dolduran tanık beyanları, hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken dayandığı temel unsurlardan biri hâline gelir. Ancak tanık beyanı diğer deliller gibi bağlayıcı bir ispat aracı değil, hâkimin serbestçe takdir ettiği bir delildir; bu nedenle beyanın içeriği, kimin beyanda bulunduğu ve anlatımın somutluğu sonucu doğrudan etkiler. Bu yazımızda boşanma davalarında tanık beyanının hukuki niteliğini, hangi beyanların hükme esas alındığını, akraba tanıkların durumunu, tanık listesinin sunulma usulünü ve tanıklığa bağlanan hukuki sonuçları ele alacağız.
Tanık Beyanı Neden Boşanma Davalarında Bu Kadar Belirleyicidir?
Boşanma davalarının konusunu oluşturan olaylar, tarafların özel hayat alanında gerçekleşir. Bu olayların üçüncü kişilerce görülmesi ya da duyulması çoğu zaman mümkün değildir; tanık delili de tam bu noktada devreye girer. Eşler arasındaki tartışmalara tanık olan komşular, akrabalar, ortak arkadaşlar veya iş arkadaşları, yaşananları mahkemeye taşıyarak hâkimin kanaat oluşturmasına yardımcı olur.
Tanık beyanı aynı zamanda boşanmanın fer'i sonuçlarını da etkiler. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında hangi tarafın kusurlu olduğu belirlenirken, maddi ve manevi tazminat, nafaka ve velayet talepleri bu kusur değerlendirmesine bağlı olarak şekillenir. Dolayısıyla tanık beyanı yalnızca boşanmanın kabulü ya da reddi bakımından değil, tazminat ve nafaka gibi parasal sonuçlar bakımından da doğrudan belirleyici olabilir. Uygulamada boşanma davalarında en yoğun kullanılan ispat yönteminin tanık anlatımları olduğu görülmektedir. Bunun sebebi, dava konusu vakıaların yazılı belgeye bağlanmaya elverişli olmamasıdır. Bu nedenle tanık seçimi, tanık beyanının içeriği ve tanık deliline usulüne uygun biçimde dayanılması, davanın sonucunu belirleyen başlıca faktörler arasında yer alır.
Tanık Beyanının Hukuki Niteliği: Takdiri Delil
Türk Medeni Kanunumuzun 184. maddesi, boşanmada yargılamaya ilişkin özel bir hüküm getirmiş ve hâkimin kanıtları serbestçe takdir edeceğini açıkça düzenlemiştir. Maddenin ilgili fıkrası şu şekildedir:
Türk Medeni Kanunumuzun 184. Maddesine Göre:
"Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder." Aynı doğrultuda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun (HMK) 198. maddesi, kanuni istisnalar dışında hâkimin delilleri serbestçe değerlendirebileceğini hükme bağlamıştır. Bu düzenlemeler karşısında tanık delili, kesin delil değil takdiri delil niteliği taşır; yani hâkimi bağlamaz.
Ne var ki bu serbestlik sınırsız değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2487 E., 2020/799 K. sayılı kararında hâkimin tanık beyanını takdir ederken yalnızca vicdani kanaatini açıklamakla yetinemeyeceğini, beyanın hangi nedenlerle hükme esas alınıp alınmadığını gerekçesinde göstermek zorunda olduğunu vurgulamıştır. Kararda bu ilke şu sözlerle ortaya konulmuştur:
"Burada hâkimin; tanık delili altında yer alan beyanları hükmün gerekçe bölümünde serbestçe takdir ederken, sadece kendi vicdani kanaatinden bahsetmesi yeterli olmayıp ayrıca dinlenen tanığın ifadesinin, hangi nedenlerle hükme esas alınıp alınmadığını da belirtmesi gerekmektedir."
Bunun anlamı şudur: Hâkim tanık beyanına itibar etmişse neden itibar ettiğini, etmemişse neden etmediğini gerekçeli kararda somut olarak açıklamak durumundadır. Gerekçesiz bir kabul veya ret, temyiz incelemesinde bozma sebebi oluşturabilir. Hukukçu olmayan bir okurun anlayacağı şekilde ifade edersek: Mahkeme, "tanığa inandım" veya "tanığa inanmadım" demekle yetinemez; hangi beyana neden güvendiğini veya güvenmediğini yazılı olarak göstermek zorundadır.
Kimler Tanık Olarak Dinlenebilir?
HMK'nın 240. maddesinin birinci fıkrası, davada taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilebileceğini belirtir. Buna göre tanık, uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Yaşına, hukuki durumuna veya taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın kural olarak herkes tanık olarak dinlenebilir.
Tarafların kendileri tanık olarak dinlenemez. Eşler, yargılamada davacı veya davalı sıfatıyla yer alır; beyanları tanık beyanı değil taraf beyanı niteliği taşır ve HMK'nın 255. maddesi kapsamında ayrı bir rejime tabidir.
Akraba Tanıkların Beyanı Değerden Düşer mi?
Bu soru, boşanma davalarında en sık karşılaşılan tereddütlerden biridir. Halk arasında yaygın olan inanışın aksine, tarafların anne, baba, kardeş veya diğer yakın akrabaları tanık olarak dinlenebilir ve beyanları kural olarak geçerlidir. Kanunumuz akrabalığı mutlak bir tanıklık yasağı saymamış; bunun yerine belirli yakınlık derecesindeki kişilere tanıklıktan çekinme hakkı tanımıştır.
HMK'nın 255. maddesi bu konuda belirleyici hükmü içerir:
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 255. Maddesine Göre:
"Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2487 E., 2020/799 K. sayılı kararında bu hükmü şu şekilde yorumlamıştır:
"HMK'nın 255. maddesi uyarınca aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz."
Aynı Kurul, 2019/32 E., 2019/993 K. sayılı kararında da bu ilkeyi yinelemiş ve gerekçesini şöyle açıklamıştır:
"Taraflarca sunulan delil listesinde yer alan tanıklarla taraflar arasındaki akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık ifadelerinin değerini hükümden düşürmez. Aksi düşünce tanık deliline dayalı olarak sürdürülen davalarda olayları en yakından görüp değerlendirebilecek akraba tanıklarının beyanlarına itibar edilmeme durumunu ortaya çıkaracaktır ki hukuk düzeni bu durumu kabul etmez."
Bu noktada hak kaybına yol açan yaygın bir yanlış vardır: Karşı taraf, "tanık davacının kardeşidir, beyanına itibar edilmesin" diyerek tek başına sonuç alamaz. Akrabalığın beyanı değerden düşürebilmesi için tanığın davada yararı bulunduğunun veya doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren başkaca sebeplerin bulunduğunun HMK'nın 255. maddesi uyarınca iddia ve ispat edilmesi gerekir. Örneğin tanığın aynı uyuşmazlıkta taraf sıfatı kazanmış olması, karşı tarafla arasında ayrı ceza veya hukuk davaları bulunması ya da tanıkla yoğun bir husumet yaşanması, tek başına akrabalıktan farklı olarak beyanın güvenilirliğini kuşkuya düşürebilecek sebepler arasında değerlendirilebilir.
Hangi Tanık Beyanı Hükme Esas Alınmaz?
Her tanık beyanı karara dayanak yapılmaz. Yargıtay uygulamasında, hükme esas alınmayan beyanlar bakımından belirli ölçütler gelişmiştir. Bu ölçütleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür:
a) Görgüye dayalı olmayan, başkasından aktarma beyanlar
Tanığın bizzat görmediği, başkasından duyduğu olayları kendi görgüsüymüş gibi aktardığı beyanların ispat değeri düşüktür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/3158 E., 2021/1308 K. sayılı kararında, tanığın anlatımlarının tümünün davacıdan duyuma dayalı aktarma beyanlardan ibaret olması nedeniyle bu beyanlara itibar edilemeyeceği belirtilmiştir.
Bununla birlikte Yargıtay, 2017/1586 E., 2021/247 K. sayılı kararında duyuma dayalı beyanların mutlak biçimde değersiz sayılamayacağını da ortaya koymuştur. Bu kararda, davacı tanığının "geri zekâlı, beceriksiz, kişiliği bozuk" şeklindeki sözlerle davacının aşağılandığına ilişkin beyanı, aksi yönde ciddi ve inandırıcı delil bulunmadığı ve davalı tarafça tanıkların doğruyu söylemedikleri iddia ve ispat edilmediği gerekçesiyle hükme esas alınmıştır. Yani belirleyici olan, beyanın duyuma dayanıp dayanmamasından çok, dosyadaki diğer delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilmesidir.
b) Soyut, yer ve zaman içermeyen beyanlar
Anlatımın hangi olayı, nerede ve ne zaman gerçekleştiğini göstermemesi, beyanı inandırıcılıktan uzaklaştırır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3158 E., 2021/1308 K. sayılı kararında, "davalının bir keresinde eve girerken davacıya hakaret sözleri sarf ettiğini apartman boşluğundan duydum" şeklindeki beyanı, "temelden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan soyut, yer ve zaman içermemesi nedeniyle de inandırıcı olmaktan uzak" bulmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de 2023/8232 E., 2024/6953 K. sayılı kararında aynı ölçütü uygulamış; tanık beyanlarını "zamanı belirsiz beyanlar" ve "sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlar" olarak niteleyerek bu beyanlara dayanılarak boşanmaya karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır.
c) Taraf iddiasıyla çelişen beyanlar
Tanık beyanının, onu dinleten tarafın kendi iddiasıyla çelişmesi ciddi bir güvenilirlik sorunudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2720 E., 2021/364 K. sayılı kararında, davacının dava dilekçesinde evden kendisinin ayrıldığını belirtmesine karşın tanığın davalının evden ayrılırken pişman olduğunu söylediğini beyan etmesi karşısında, bu beyanın "soyut, iddia edilen olayların anlatımına uymayan ve bu nedenle inandırıcılıktan uzak olduğu" sonucuna varmıştır.
Yukarıdaki örnekler yalnızca konuya ilişkin yaklaşımı göstermek amacıyla verilmiştir; uygulamada çok daha farklı durumlar söz konusu olabilmektedir. Her somut olay kendi özelinde değerlendirilmelidir.
Boşanma Davasında Tanık Listesi Nasıl ve Ne Zaman Verilir?
Tanık beyanının dikkate alınabilmesi için öncelikle tanık deliline usulüne uygun biçimde dayanılmış olması gerekir. HMK'nın 240. maddesinin ikinci fıkrası bu konuda açık bir kural içerir:
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 240. Maddesine Göre:
"Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez."
Bu düzenlemenin iki pratik sonucu vardır. Birincisi, tanık listesinde her tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğinin belirtilmesi gerekir. İkincisi, gösterilmemiş kişiler tanık olarak dinlenemez ve kural olarak ikinci bir tanık listesi verilemez.
Ancak bu yasağın iki istisnası bulunmaktadır:
İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi kapsamında delil gösterilmesi (HMK m. 141). Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında taraflar iddia ve savunmalarını serbestçe genişletebilir; bu kapsamda yeni bir vakıa ile birlikte o vakıanın ispatına yönelik tanık deliline de dayanılabilir.
Sonradan delil gösterilmesi (HMK m. 145). Delilin, yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya ilgilinin kusurundan kaynaklanmaması koşuluyla sonradan gösterilmesi mümkündür.
Bu noktada uygulamada en sık yapılan hata, dava dilekçesinde "her türlü yasal delil" veya "ilgili her türlü delil" gibi genel ifadelere yer verilmesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/1955 E., 2024/6362 K. sayılı kararında, dava dilekçesinde açıkça tanık deliline dayanılmaması ve delillerin genel ifadelerle belirtilmesi karşısında, ön inceleme duruşmasından sonra bildirilen tanıkların beyanlarının, karşı taraf muvafakat etmediği sürece hükme esas alınamayacağı sonucuna varmıştır. Buna göre tanık dinletmek isteyen tarafın, tanık deliline açıkça ve usulüne uygun biçimde dayanması gerekir.
Tanıklar Duruşmaya Nasıl Çağrılır ve Gelmezse Ne Olur?
HMK'nın 243. maddesine göre tanık kural olarak davetiye ile çağrılır. Ancak davetiye gönderilmeden taraflarca duruşmada hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi tarafın tanığı o duruşmada hazır bulundurması hâlinde tanık dinlenir.
Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Davetiyede tanığın kimlik ve adres bilgileri, tarafların ad ve soyadları, tanıklık yapacağı konu, hazır bulunması gereken yer, gün ve saat ile gelmemenin hukuki ve cezai sonuçları yer alır (HMK m. 244).
Usulüne uygun çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir; gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve beş yüz Türk lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur (HMK m. 245). Tanık kanuni bir sebep göstermeden tanıklıktan çekinir veya yemin etmezse beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur; sorulara cevap vermemekte direnirse iki haftayı geçmemek üzere disiplin hapsine karar verilebilir (HMK m. 253).
Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmezse tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır (HMK m. 240/3).
Mahkeme Tüm Tanıkları Dinlemek Zorunda mıdır?
Kural olarak, usulüne uygun şekilde gösterilen tanıkların tamamı dinlenir. Ancak HMK'nın 241. maddesi mahkemeye sınırlı bir takdir imkânı tanır:
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 241. Maddesine Göre:
"Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/10 E., 2015/1523 K. sayılı kararında, bu imkânın kullanılabilmesi için dinlenen tanık beyanlarıyla karar vermeye yeterli kanaate ulaşılmış olması ve tanığı gösteren tarafın tanıklarını hangi vakıa için dinleteceğini usulünce bildirmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, madde gerekçesinin bu düzenlemeyi "davayı uzatma niyetiyle hareket eden tarafın çabalarını önleme" amacıyla getirilmiş bir imkân olarak açıkladığı vurgulanmıştır.
Buna karşılık Yargıtay, tarafın kalan tanıklarının dinlenmesinde ısrarlı olması ve bu ısrarın davayı uzatma niyetini göstermemesi hâlinde, kalan tanıkların da dinlenmesi gerektiği yönünde kararlar vermektedir. Bu nedenle tanık sayısının makul tutulması ve her tanığın hangi vakıayı ispatlayacağının baştan planlanması, hem süreç yönetimi hem de hak kaybının önlenmesi bakımından önemlidir.
Tanıklıktan Çekinme Hakkı Kimlere Tanınmıştır?
HMK'nın 247. ve 248. maddeleri uyarınca belirli yakınlık derecesindeki kişiler tanıklıktan çekinebilir. Bu kişiler arasında taraflardan birinin nişanlısı, evlilik bağı sona ermiş olsa dahi eşi, altsoyu ve üstsoyu, kendisiyle evlatlık bağı bulunanlar, üçüncü dereceye kadar kan hısımları ve kayın hısımları ile koruyucu aile ve koruma altındaki çocuklar yer alır. Hâkim, bu kişileri tanık olarak dinlemeden önce çekinme haklarının bulunduğunu hatırlatmakla yükümlüdür.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Çekinme hakkı bir tanıklık yasağı değildir. Hakkı bulunan kişi isterse tanıklık yapabilir; bu durumda beyanı geçerliliğini korur. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişinin beyanının, salt bu hakka sahip olması nedeniyle geçersiz sayılacağı sonucuna varılamaz.
Yalan Tanıklık Suçu ve Yargılamanın İadesi
Tanığa dinlenmeden önce gerçeği söylemesinin önemi, gerçeğe aykırı beyanda bulunması hâlinde yalan tanıklık suçundan cezalandırılacağı ve doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği anlatılır (HMK m. 256). Ardından tanık, namusu, şerefi ve kutsal saydığı bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder (HMK m. 258).
Gerçeğe aykırı tanıklık, yalnızca davanın kaybedilmesine değil ceza sorumluluğuna da yol açabilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 272. maddesi uyarınca hukuka aykırı bir fiille başlatılan soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapan kimse cezalandırılır; mahkeme huzurunda yeminli beyanda bulunulması hâlinde ceza artırılmaktadır. Ayrıca HMK'nın 375. maddesi uyarınca, ifadesi karara esas alınan bir tanığın yalan tanıklık yaptığının sabit olması yargılamanın iadesi sebebi oluşturur.
Tanık Beyanını Destekleyen Diğer Deliller ve Hukuka Aykırı Delil Sorunu
Tanık beyanı tek başına yeterli olmayabilir; dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yazılı deliller, mesaj kayıtları, bilirkişi raporları ve adli raporlar, tanık anlatımının ispat gücünü önemli ölçüde artırır. Ne var ki bu delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şarttır. HMK'nın 189. maddesinin ikinci fıkrası, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkemece bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağını düzenler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/9244 E., 2024/5576 K. sayılı kararında, eşler arasında geçen konuşmaların rıza dışı kaydedilmesiyle elde edilen ses kayıtlarının hukuka aykırı delil sayılacağını ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağını; karşı taraf itiraz etmese dahi mahkemenin delilin elde ediliş biçimini re'sen gözetmesi gerektiğini belirtmiştir. Kararda ayrıca, ceza dosyasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesin hüküm sonuçlarını doğurmayacağı ve bu karara dayanılarak bir vakıanın ispat edilmiş sayılamayacağı ifade edilmiştir.
Buna karşılık, bir eşin diğerinin cep telefonuna gelen mesajı görmesi üzerine telefonu açarak elde ettiği görüntü ve ses kaydının, olayda bir kurgu bulunmadığı gerekçesiyle hukuka uygun delil olarak değerlendirildiği kararlar da mevcuttur. Bu nedenle delilin elde ediliş biçiminin hukuka uygunluğu her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Boşanma davasında kaç tanık dinletilebilir?
Kanunda tanık sayısına ilişkin bir üst sınır yoktur; ancak mahkeme, HMK'nın 241. maddesi uyarınca bir kısım tanıkların dinlenmesiyle yetinebilir. Uygulamada her iddia için az sayıda ve gerçekten görgüye dayalı bilgisi olan tanığın gösterilmesi, hem davanın daha hızlı sonuçlanması hem de beyanların daha inandırıcı değerlendirilmesi bakımından tercih edilmektedir.
Boşanma davasında anne, baba veya kardeş tanık olabilir mi?
Evet, olabilir. Akrabaların tanıklığı yasak değildir; kanun bu kişilere yalnızca tanıklıktan çekinme hakkı tanımıştır. Akrabalık tek başına beyanı değerden düşürmez; aksinin, yani tanığın doğruyu söylemediğinin iddia ve ispat edilmesi gerekir.
Tanık beyanı tek başına boşanma kararına yeter mi?
Tanık beyanı takdiri delildir. Beyan ne kadar ayrıntılı ve tutarlı olursa olsun, kural olarak dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir. Görgüye dayalı, somut ve inandırıcı beyanlar ise tek başına da kanaat oluşturabilir.
Tanık bildirmeyi unuttum, sonradan tanık gösterebilir miyim?
Kural olarak tanık listesi, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında sunulur ve ikinci bir liste verilemez. Ancak iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamında veya sonradan delil gösterilmesine ilişkin koşulların gerçekleşmesi hâlinde tanık bildirilebilmesi mümkündür. Bu noktadaki hata hak kaybına yol açabildiğinden, tanık deliline baştan açıkça dayanılması büyük önem taşır.
Tanık gelmezse ne olur?
Usulüne uygun çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeden gelmeyen tanık zorla getirtilir; gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve disiplin para cezasına hükmolunur. Ayrıca dinlenmeyen tanık bakımından mahkeme tarafa adres göstermesi için kesin süre verebilir.
Tanığın duyduklarını anlatması delil olur mu?
Duyuma dayalı beyanların ispat gücü, görgüye dayalı beyanlara göre daha düşüktür. Ancak Yargıtay uygulamasında, duyuma dayalı olması tek başına beyanı hükme esas alınamaz hâle getirmez; beyan, dosyadaki diğer delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilir.
Yalan tanıklık ne gibi sonuçlar doğurur?
Yalan tanıklık hâlinde tanık hakkında ceza soruşturması başlatılabilir ve cezai yaptırım uygulanabilir. Ayrıca ifadesi karara esas alınmış olmak koşuluyla, yalan tanıklık yapıldığının sabit olması yargılamanın iadesi sebebi oluşturabilir.
Sonuç
Boşanma davalarında tanık beyanı, evlilik birliği içindeki olayların mahkemeye taşınmasını sağlayan ve kusur değerlendirmesi ile buna bağlı tazminat ve nafaka sonuçlarını doğrudan etkileyen bir delildir. Ancak etkisi sınırsız değildir: Beyanın görgüye dayalı, somut, yer ve zaman içeren ve dosyadaki diğer delillerle çelişmeyen nitelikte olması gerekir. Tanık deliline usulüne uygun ve zamanında dayanılması, tanıkların hangi vakıayı ispatlayacağının açıkça belirtilmesi ve beyanların yazılı veya teknik delillerle desteklenmesi, davayı güçlendiren başlıca unsurlardır.
Buna karşılık soyut kalan, başkasından aktarılan, tarafın kendi iddiasıyla çelişen veya yeri ve zamanı gösterilemeyen beyanlar hükme esas alınmaz. Hâkim, hangi beyana neden itibar ettiğini veya etmediğini gerekçesinde açıklamak zorundadır. Bu nedenle boşanma davası yürüten tarafların, tanık seçimini ve beyanların içeriğini baştan dikkatli bir biçimde planlaması, hak kaybının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Her davanın kendi somut olay özellikleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini; bu yazıda yer alan açıklamaların genel bilgilendirme amacı taşıdığını belirtmekteyiz.